İzmir 2026 Botanik EXPO’suna nasıl bakmalı?
Yıllar önce “Fazla arayışa gerek yoktur. İzmir Fuarlar ve Kongreler kenti olacaktır.” demişti rahmetli Ahmet Piriştina. Bu, aynı zamanda Atatürk’ün de vizyonuydu. İzmir’in kimliğini fuarlar ve kongreler üzerine kurmak çok doğru ve gerçekçi bir hedefti. Piriştina’dan sonra gelen başkanlarımız da onun vizyonuna sadık kaldı.
Her ne kadar geçmişte ivme kaybetmiş olsa da İzmir, Türk fuarcılığının başkenti. 2022 yılında 31 fuara ev sahipliği yapılıyor. Diğer yandan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir’in uluslararası bağlarının güçlendirilmesi için yoğun emek veriyor. Geçtiğimiz sene Dünya Belediyeler Birliği’nin Kültür Zirvesi İzmir’de gerçekleşti. Kısa süre önce de dünyanın en büyük gastronomi etkinliği olan Terra Madre İzmir’de düzenlendi.
Başkan Soyer bu tarz uluslararası etkinleri kullanarak daha büyük balıklar avlamayı amaçlıyor. Hazırlattığı İzmir Turizm Tanıtım Stratejisi ve Eylem Planı’nda Botanik EXPO 2026 ve EXPO 2030’a ev sahipliği yapılması hedefi vardı. Bunlardan ilki gerçek oldu bile! İzmir 2026’da dünyanın en önemli Uluslararası Bahçe Bitkileri EXPO’suna ev sahipliği yapacak.
1 Mayıs-31 Ekim 2026 tarihleri arasında “Uyum İçinde Yaşamak” (Living in Harmony) ana temasıyla yapılacak EXPO’yu beş milyon kişinin ziyaret etmesi öngörülüyor. Yani bu dev etkinlik, İzmir’in dünyadaki bilinirliğini artıracak. Öte yandan, EXPO 2026 sadece bir turizm tanıtım projesi değil. Meles Deresi ve Yeşildere Caddesi arasında kalan bölgede Türkiye’nin ilk büyük yeşil dönüşüm projesinin hayata geçirilmesi planlanıyor.
Olimpiyatlar, Dünya Kupası ve EXPO gibi mega etkinlikler, şehir ve ülkelerin imajlarını değiştirmeleri için büyük fırsat. En azından yöneticiler böyle düşünüyorlar. Dev küresel etkinliklerin, ülkelerinin ve kentlerinin imajını güçlendireceğine inanıyorlar. Acaba bir süre dünyanın gündemini işgal etmek, bir kentin itibarını ve ekonomisini etkiler mi? Bu sorunun cevabı pek net değil.
Örneğin, 2008 yılına girerken Çin ekonomik bir güç merkezi olduğunu kanıtlamıştı. Buna ek olarak ülke bir küresel kültürel lider olma hevesindeydi. Bu bağlamda 40 milyar dolar harcayıp tarihin en pahalı olimpiyatlarını düzenlediler. Peki, Pekin Olimpiyatları Çin’in küresel algısını etkiledi mi? Milyarlarca insan Olimpiyatları izledi, ancak Çin’in imajı değişmedi. Aksine hava kirliliğini engellemek için konan yasaklar, ülkenin otokrat imajını perçinledi. Muhtemelen en büyük fayda, Çin toplumunun kendine duyduğu saygının artması oldu.
Geçmiş deneyimler gösteriyor ki olimpiyatlar, Dünya Kupaları ve EXPO’lar genelde yapılan yatırımın karşılığını veremiyor. Bununla beraber, mega etkinlikleri doğru zamanda, doğru şekilde ve genel bir stratejinin parçası olarak kullanırsanız amacınıza ulaşabiliyorsunuz.
İki örneğe bakalım: Barselona ve Atina. İkisi de güzel birer Akdeniz kenti. Ancak birinin anlatacak bir hikayesi vardı, diğerinin yoktu. Franco sonrası İspanya’da politika, ekonomi ve insan hakları alanlarında toplumsal değişim çoktan başlamıştı. Olimpiyatlar ülkenin modernleşmesini hızlandırdı. Yani İspanya olimpiyatları, medeni dünyaya entegre olduğunu gösteren, yaşadığı değişimi taçlandıran sembolik bir etkinlik olarak kullandı. Peki ya Atina? Yunanistan olimpiyatlardan üç buçuk yıl önce zaten avro bölgesine katılmıştı. Yani ülkenin değişim hikayesi zaten anlatılmış ve karşılık bulmuştu. Söyleyecek yeni bir şey olmayınca gündem Yunanlıların şatafat, yolsuzluk ve iş bilmezlik hikayelerine kaldı.
Mega etkinlikler kentinizin algısını, ancak dünyaya daha önce hiç görmediği değişiklikleri vurgularsanız değiştirebilir. Güzel bir hikayeniz olmalı.
Başkan Soyer’in şu sözleri de tam olarak bunu hedeflediğini gösteriyor: “Mesele EXPO yapmak değil. Başarılı ve başarısız EXPO’lar var. Başarılı olanlar kendi içinde dönüşümü bir araç olarak kullanırlar. 6 ay boyunca İzmir’e para kazandıracağız. Ama asıl mesele on yıllardır çürüyen, dökülen İzmir’in protokol caddesi. Kente ikinci bir Kültürpark kazandıracağız.”

