Milletvekili olmak
Sizin de cep telefonunuza İzmir milletvekillerinden mesaj geliyordur mutlaka. Hiç cevaplamaya çalıştınız mı? Ben 2-3 kez “Sizden mesaj almak istemiyorum. Lütfen!” yazıp göndermeye çalıştıysam da başarılı olamadım. Bir mobil telefon bayii görevlisinden öğrendim ki kimi numaralar geribildirim kabul etmez türdenmiş. Buradan çıkarımla; vekil millete (asile) istediği zaman ulaşabilir/istediğini söyleyebilir, milletinse vekille muhatap olmak hakkı yoktur. Amiyane tabirle vekil asili iplemez ya da iyimser olalım, canı isterse ipler.
Asil ne yapmalı? Doğru oturup eğri konuşmak gerekirse; vekil olmak pahalı bir aşk. Asil (seçmen) olmak bayağı, sıradan. Hal böyle olunca “yatırımın geri dönüşü” temel işimiz oluyor. Çatlak seslere (namuslu seçmen) vakit ayırmak, vakit nakittir bağlamında ciddi kayıp demektir ki aklın yolu bir: Benim yatırımımı amorti etmem lâzım, çok yoğunum; beni dinle ama rahatsız etme!
Yurdum insanının ezelden beri perişan vaziyette yaşamaya nasıl razı olduğunu, kendi aleyhine işleyen bütün toplumsal adaletsizlikleri öyle boynunu bükerek falan değil gayet aktif katılımla, kalp ile tasdik, dil ile ikrar, oy ve mitinglerle (tabii bazen de linçlerle) amel ile nasıl da tekrar tekrar ürettiğini açıklamak için “Stockholm Sendromu” teşhisi yapılır sık sık. İnsanın kendisine zarar veren ve bu zararı katmerleme hakkını da saklı tutan kişi ya da kişilerle böylesi yoğun gönül bağı kurması sağlıklı bir psikolojinin neticesi olamaz, diye düşünme eğilimindeyizdir de. “De”si var işte!
Herkes az çok bilir ama Stockholm Sendromu nedir, kısaca üzerinden geçelim. Dört uzlaşı/tanı noktası vardır; 1) Kurbanlar doğrudan tehdit altında kalmışsa, 2) Kurbanlar izole halde tutulmuşsa, 3) Kurbanlar tutsaklık süreleri boyunca kaçma şansı bulmuş ancak bunu kullanmamışsa, 4) Tutsaklıktan kurtulduktan sonra kendilerini rehin alanlara karşı sempatik tavırlar sergilemişse.
Görünen köy, tam isabettir. Gelgelelim Stockholm Sendromu referansı bir “tanı” olarak sorunlu olduğu gibi (resmi olarak kabul görmüş bir psikiyatrik olgu değildir), “teşbih” olarak da Türkiye gerçekliğiyle birebir örtüşmez. Çünkü, bir kaçıran-kaçırılan ilişkisi değildir bizimki; zalim-mazlum “tanıştır.”
Seçim sathı mahallindeyiz. Kime oy vereceğiz, neye göre oy vereceğiz? İki anektod benden seçim sizden:
1) İzBB Başkanvekili, sayın başkanın çocukluk arkadaşıymış. Lise mezunu imiş. Her iki bilgi doğruysa demek ki sayın başkan, vekil olarak kendine oy veren yüzde elli sekiz içinden bir güvenilir İzmirli bulamamış; kabiliyet ya da güven sorunu. Hangisi? Peki, o zaman AKePe devlete Kartal İmam Hatip mezunlarını doldurdu demek ne kadar hakkaniyete uygun bir eleştiridir?
2) Yer, Kordon Venezia Cafe. Arkadaş grubuyla bir akşamüstü geyiği yapıyoruz. Şehrimizin bir milletvekili apartmandan çıkıyor. Kafede çalışan genç biralarımızı tazelerken fısıldıyor: “Abi belediyeyi bu yönetiyor, başkan görüntü.”
20. yüzyılın etkili filozoflarından Karl R.Popper (1902-1994), “Demokrasi algısı açısından bakıldığında; totaliterleşen dünyanın yaşanan çağa yönelik yönetim sistemlerinin demokrasiler ve tiranlıklar olarak şekillendiğini” söyler ve şu soruyu sorar: “Kim yönetmeli? Halk mı, işçiler mi, kapitalistler mi?”
Yurdum insanının devletle ilişkisi, tuhaf ama değişmez gerçekliktir. Sürekli “beka” tehdidi altında olduğuna inandırılan, sürekli merkezi devletin kurtarma operasyonuna muhtaç olduğu hissettirilen vatandaşın yediği daimî dayaktan aldığı lezzet, devletin şefkat tokadına duyduğu arzu başka nasıl açıklanabilir: Ölümü göster sıtmaya razı et. Stockholm Sendromu’nun “Doğu versiyonu” budur!
Tek başına kurtuluş yok! Sevgili millet (asil), henüz daha vekilini seçmeyi beceremiyorsun, hâlâ çen-çen konuşuyorsun! CeHaPe’nin AKePe’den farkı var mı ya da AKePe’nin CeHaPe’den ne farkı var? Sorunun cevabı, eskimeyen ve unutulmayan bir reklam sloganında saklı sanki, hatırlayın lütfen bir zamanlar Osmanlı Bankası vardı.
Sözün özü, Altınordu’nun sloganıdır: “İyi birey, iyi yurttaş.” İşin başı da sonu da budur, gerisi hikâye. Ben, ülkeme ne fayda sağlayacaktır’ı geçtim; ülkeme en az kim zarar verir kriteri üzerinden karar verip oy kullanacağım.
Ya siz?
Seçim döneminin “hayır”lara vesile olması dileğiyle…

