Gezi & RotaHaberlerTarih & Kent Belleği

Knidos ve Praxiteles

Afrodit’in kutsandığı kent Knidos ve Praxiteles

Datça’ya gelişimin ikinci günü öğle vakti biraz da ağırdan alarak Knidos’a doğru yola koyuldum.Yol daracık ama hoş. Reşadiye yarımadasında küçük küçük köyler var. Yöre halkı yol boyunca derme çatma tezgahlarında ürettikleri o meşhur Datça bademini, balını, kekiğini satıyor; ama birde çekirdeksiz üzümleri var ki değmeyin gitsin. Doğal, ince kabuk, güneşte parıl parıl parlıyor, tadı muhteşem, gram hormon yok. Tıpkı 50 yıl önceki İzmir’de yediğimiz üzümler gibi. Tezgahtaki bal ve badem yanında o iki torba üzümleri de satın aldım. Yolculuğu biraz ağırdan alma sebebim saat 20.30’da güneşin dillere destan o muhteşem batışını da görüntülemekti. Kente erken varırsam gezi sonrası güneşin batışını saatlerce beklemek zorunda kalacaktım. Bu yüzden oraya geç vararak kent gezimi ve güneşin batışını arka arkaya yapmayı tasarlamıştım. Otele gece karanlığında daracık yoldan dönmek zor olacaktı ama olsun değerdi. O da oldu zaten. Knidos antik dünyanın muhteşem çift limanlı bir kenti imiş. Bugün kentle bitişik gözüken karşı taraf önceleri ayrı bir ada imiş. Knidos’lular aradaki boğazı toprakla doldurarak adayı ana karaya bağlamışlar. Böylece bir taşla iki kuş vurup hem adayı bağlamışlar hem de sol yanda ikinci bir liman kazanmışlar. Mavi yolculuk yapan tekneler genellikle rüzgarı az bu limana uğruyor ve kıyıdaki lokantadan faydalanıyorlar. Kentin kurucuları şehri öyle konumlandırmışlar ki antik çağda da güneşin batışını seyretmek olağanüstü imiş. Bu görkemli antik kentin cazibesine kapılıp dünyanın pek çok ünlüsünü buraya göç edip yıllarca burada yaşamış. Kimler mi derseniz? Hemen arz edeyim: Ünlü matematikçi Eudoksos, doktor Euryphon, dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos; ama bir başka sanatçı var ki onu apayrı tutuyorum. O kim mi? Yıllarca bu kentte yaşayıp mermerlere can veren ünlü heykeltraş Parexiteles. Ben de Praxiteles’in ayrı bir yeri var. Her ne kadar bugün onun orijinal heykelleri kalmasa da eserlerinin kopyaları dünya müzelerini ve bizim müzelerimizi de süslüyor. Bunlardan bir tanesi Çanakkale Truva müzesindeki terracota Afrodit figürüdür. Eser 1959 yılında bir tumülüste yapılan kazıda ortaya çıkmış. 36 cm. boyunda kolunda yılan bezemeli terrakota müzenin giriş katında yerini almış. İkinci eser ise Burdur müzesinde iki tane Dionysoslu Satyr heykelleridir.