Paris Havası İzmir’de
İzmir Arkas Sanat Merkezi yeni bir sergiyi sanatseverlerle buluşturdu. Yoğun bir ziyaretçi ilgisi gören sergi, bugüne kadar Türkiye’de gerçekleşen en kapsamlı Paris Ekolü sergisi… 12 Şubat 2023 tarihine kadar gezilebilecek olan sergi birçok ünlü sanatçının İstanbul’dan Paris’e yerleşmelerini ve bu özgürlükçü ortamda kendilerini bulma hikâyelerini anlatıyor.
Sergiye paralel olarak İzmir Fransız Kültür Merkezi, “Fahri Petek’in Objektifinden Paris Ekolü; 1945-1968 Fotoğrafları” isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. Fransa’da yaşamış olan Fahri Petek’in arşivlerinden dijital ortama aktarılan 65 fotoğraf, İzmir Fransız Kültür Merkezi’nin sergi salonunda projeksiyondan yansıtılıyor. Arkas Sanat Merkezi’nde eserleri sergilenen sanatçıların Paris’teki anları, anıları oldukça etkileyici. ASM yayınlarından, aynı adı taşıyan kitap mutlaka kütüphanenizde bulunmalı. Evde, kitabın sayfalarını çevirirken sergiyi yeniden geziyorum.
“L’Air de Paris-Paris Havası” adlı bu sergide, 1945-1968 yılları arasında yolu Paris’e düşen sanatçılar Léopold Lévy, Fikret Mualla, Hale Asaf, Fahrelnissa Zeid, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Hakkı Anlı, Sabri Berkel, Füreya Koral, Abidin Dino, Hulusi Mercan, Selim Turan, Cihat Burak, Adnan Varınca, Şükriye Dikmen, Avni Arbaş, İlhan Koman, Leyla Gamsız, Lütfi Özkök, Neşet Günal, Nejad Devrim, Mübin Orhon, Nedim Günsur, Tiraje Dikmen, Adnan Çoker, Turan Erol, Remzi Raşa, Kuzgun Acar, Semiramis Zorlu, Albert Bitran, Oktay Günday, Ferit İşcan, Erdal Alantar, Güneş Karabuda, Yüksel Arslan ve Müzehher Pasin’den 288 eserin yanı sıra Arkas Koleksiyonu’ndan 24 eser sergileniyor… Türk sanatının modernleşmesinde önemli katkıları olan bu sanatçılara ait heykel, seramik gibi eserler ile birlikte, mektup, eskiz ve defterler sergiye renk ve anlam katıyor.
Savaş sonrasında Paris’e yerleşen Türk ressamlar, soyut sanatın etkisi altına girdiler. Cumhuriyet devri akademizmi, realizm dayatması içindeydi; yanı sıra folklorik motiflere dayalı çalışmalar yapılıyordu… Bütün bunları geride bırakıp yeni bir yol seçtiler; dünyada soyut formlara dönük arayış, sanatın her alanında kendini göstermekteydi o yıllarda.
Nejad Devrim bir resmini, Selim Turan bir kompozisyonunu, İlhan Koman da bir heykelini Musée des Beaux-Arts de la Ville de Paris’te düzenlenen bir grup sergisinde gösteren ilk Türk sanatçıları oldular. Bir Fransız eleştirmeni şöyle demişti sergideki eserler için: “…Bir Türk: M. Nejad ve diğerleri, yeni bir şeyler bulma uğruna uçurumdan atlamaya hazır olarak, altı yüz tuvallik bir toplam oluşturuyorlar.” (Le Monde 27/7/1948)
Bu sergiyi Varlık dergisindeki Paris mektupları köşesinden Sabahattin Eyüboğlu şu cümlelerle değerlendirir: “İlki 1946’da açılmış olan bu soyut resim sergisinde on yedi milletten iki yüz altmış ressamın resimleri var. Türkiye’ye ayrılmış bir köşede Selim’in ve Nejad’ın resimleriyle biz de girmişiz horona. Nejad ve Selim sergide ara sıra soyuta girmekte sakınca yok der gibi duruyorlar ve ayaklarını tabiattan büsbütün çekmiyorlar. Hatta Selim’in bir tablosunun içinde yıldıza benzer bir şekilcik var diye az kalsın sergiye alınmıyormuş”.
“Muhlis Türkmen, Hamdi Şensoy, İlhan Türegün, Utarit İzgi’den oluşan mimarların hazırladığı proje, Brüksel Dünya Fuarı’na Türkiye’nin katılımı nedeniyle açılan yarışmayı kazanıyor. Utarit İzgi bu dönemi şöyle anlatır: Bu tasarımda da sanatların sentezini öngören bir proje hazırlamıştık. Bunda en büyük pay Bedri Rahmi ile İlhan’a (Koman) düşüyordu. Pavyonun içine çok önemli bir rol oynayan duvar elemanını Bedri Rahmi şekillendirecekti. İlhan da bu yatay olarak kurulmuş mekân düzenlenmesinden düşey bir eleman olan hareket konusunu da kapsamına alan bir heykel yapacaktı ve sergiye dikilen Pilon kule için çok uğraştı. Ayrıca sergi binası için bir Hitit güneşi yaptı.”
Kitaptan alıntılar… Hepsi birbirinden ilginç ve değerli anekdotlar…
Sergi’nin Küratörü Necmi Sönmez, “L’Air de Paris-Paris Havası” sergisi, Türkiye ve Fransa arasında uzun yıllara yayılan yakınlaşmanın en ilginç mecralarından olmasına rağmen fazlaca bilinmeyen Çağdaş Türk Sanatı’nın Paris macerasına ve Paris Türk Kolonisi üzerine yoğunlaşıyor. “Türk Sanatı ne zaman özgüven kazanarak, özgünleşti? Sanatçılarımız ne zaman Avrupalı hocalarının etkilerinden uzaklaşarak kendi ayaklarının üstünde durabildiler? Sergide bir araya getirilen yapıtlarla bu soruların cevaplarının peşine düştük,” diyor.
Bu özel iki özel sergi İzmir için son derece önemli ve değerli… Sergileri gezerken; sürgün, göç, seçilmiş göç, Paris, resim sanatı, özgürlük, gibi konu başlıklarında düşünce ve hayal gücümüz bizi yolculuklara çıkıyor.

