Andy Warhol
Andy Warhol ve gündelik hayat
Duygu ve düşünce dünyamıza yön veren, eylem kalıplarımızı şekillendiren, başı ve sonu belirsiz akıp giden bir enformasyon seli altında yaşadığımızı inkâr edemeyiz. Hepimiz yaşadığımız ortamla ve çevremizdeki her şeyle, canlı cansız bakmadan yoğun ilişkiler kuruyoruz; anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. Peki, yaşadığımız bu dünyada sanat nerede yer alır? Sanatın gücü, nerede ortaya çıkar? Sanat içimizdeki delice yaşama açlığına denk gelir. Yaşamak sonuçta bir hayatta kalma mücadelesidir. Ama bir an geliyor ki, insan “böyle hayatta kalmaya değer mi” diye sormaya başlıyor. Boş ve anlamsız da olsa, hayatı ve yaşamayı seviyoruz. Bu kadar basit. Bu noktada sanat devreye giriyor. Yaşama tutkuyla sarılmak, bir şeyler yaratmaya çabalamak sanatın ilk görevidir. İkincisi başkaldırmak, haksızlığa asla evet dememektir. Sanat, sıradan insanın, ezilenin yanındadır. Sanatın bir diğer görevi izleyeni uyandırmak, sarsmaktır; diğer bir ifade ile hayatı sorgulamaya açmaktır. Herkes her insanın biraz yeteneği ve teknik bilgisi varsa, renk körü de değilse ressam olmanın kolay bir şey olduğunu düşünür. Teknik edinilebilen, biraz zaman ve pratikle öğrenilen bir şey. Peki ya gerisi? Sanatçının asıl önemi nereden geliyor? Sanatçının gücü yarattığı eserle ortaya çıkar. O toplumun dilini kullanır, ama o dili alanının dışına sürer, orada başka bir biçem yaratır. Bu kullanımla toplumdan ayrılır soyutlanır, yalnızlaşır. Sanatçı, kuşkusuz insandan yana, ama kökten muhalif, bireyi sınırlayan, tek tipleştiren ideolojiyi reddeden kişidir. Bu bağlamda pop sanat akımının en önemli temsilcilerinden Andy Warhol ve pop sanat akımı üzerine odaklanmak istiyorum. Seri üretim nesnelerini sıklıkla kullandığı, çoğunlukla resimlerini afiş teknikleriyle çoğalttığı işleri radikal bir şekilde çağın toplumsal olaylarına bir tepkiydi. Deterjan ve çorba kutusu gibi tüketim malzemelerinin natürmort konusu olarak kullanılması belli bir sanat görüşüne alışmış toplum için oldukça radikal bir tutum olarak görülmüştü.

