Köşe YazılarıSağlık & Psikoloji

Bakmakla görmek arasında

Hangi alanda isterse olsun, başarılı insanların yaşam öyküleri her zaman ilgimi çekmiştir. Onlarla ilgili yayımlanan yazı ya da kitaplar elime geçtikçe okumaya, izlenimlerimi de paylaşmaya çalışırım. Nitekim son yıllarda kaleme alınan anılar kadar, nehir söyleşiler şeklinde yayımlanan kitaplar içinde, bu türün güzel örneklerini bulabiliyoruz. Yaşam öykülerini okuduğum bu insanların başarı yolundaki deneyimleri, bu süreçte yaşadıkları, benim için birer ders niteliği olmaları dışında, hayatıma yeni bakış açıları getirdiğine inanıyorum. Kuşkusuz onların sağladıkları başarılar kadar, o noktaya ulaşma yolunda karşılaştıkları başarısızlıklar da, hepimiz için aydınlatıcı olmaktadır.

Bu okumalarım sırasında ilgimi çeken, daha doğrusu bu insanların ortak paydaları olarak gördüğüm, olaylara ve sosyal ilişkilere olan yaklaşımlarıdır. Bir başka deyişle, onların yalnızca fırsatları bekleyen değil, önlerine çıkan olanakları fırsata çeviren ya da onları yaratan insanlar olmalarıdır. Ayrıca başkalarına karşın geliştirdikleri farklı bakış açılarıyla, yeni girişimlerde bulunma yüreklilikleridir. Elbette ki onların çalışma tutkuları yanında şans etmenini, rastlantıları göz ardı etmiyorum; ama bunları değerlendirmek için de büyük bir birikim ve öngörü sahibi olmak gerektiğini düşünüyorum. Başarı çoğu zaman, hepimizin konuya genelde nasıl baktığı ile bu insanların aynı noktada neler gördüğü gibi bir farktan kaynaklanıyor. Buna bir de doğru zamanda ve doğru bir şekilde eyleme geçme gerekliliğini de eklemek gerekir. Anlatacağım öyküde olduğu gibi…

Şahin kendine bir av ararken Akbaba ile karşılaşmış ve ona çok yükseklerden, yerdeki bir serçeyi görebilecek kadar gözlerinin çok keskin olduğunu duyduğunu söylemiş. Akbaba, daha küçük olanlarını bile görebilirim, demiş. Şahin inanmanın zor olduğunu, bunu nasıl yaptığını ona da göstermesini istemiş. Bir süre Şahinle Akbaba birlikte uçmuşlar ve sonunda Akbaba çok yükseklerden Şahinin zor görebildiği, bir ağacın dibinde yatmakta olan bir serçe kuşunu işaret etmiş. Birlikte alçalmaya başlamışlar. İyice yaklaştıkları zaman, Akbaba büyük bir tutku ve hızla hedefine saldırmış. Kuş gerçekte ölüymüş. Akbaba kuşun üzerine çöktüğü anda bir kapan da onu kıstırmış. Neye uğradığını anlayamayan Akbaba, Şahine şaşkınlık ve çaresizlikle bakarken, Şahin ona şöyle demiş:

“Bak dostum, küçük hedefleri görebilmek bir beceri değildir. Önemli olan bunların etrafında kurulan tuzakları görebilmektir. Ben işte bu kurulan tuzağı görmüştüm.”

Çevremize baktığımızda, öykünün kahramanları olan Akbaba ya da Şahin gibi insanları her zaman görüyoruz. Kuşku yok ki düşünce ve eylemlerinin sonucu onların hayatlarını olumlu ya da olumsuz şekilde etkileyecektir.

Hayat yolumuzda her zaman görünen kadar hiç görünmeyen engeller, kurulmuş tuzaklar çıkacaktır. Kimi zaman bunları görerek üstünden atlıyor ya da çevresinden dolanarak yolumuza devam ediyor, kimi zaman da farkına varmadan onlara takılıp tökezliyoruz. Çoğu kez başarılı olmak için, kimi olumsuzlukları da göze alarak bu yola çıkmak zorunda kalıyoruz. Öyle ki, olası kimi riskleri bilerek, ama gözlerimizi sürekli açık tutarak… Bu süreç içerisinde baktığımız kadar, görmeye de çalışarak!

Bir resme bakan onlarca insanı düşünelim. Sorduğumuzda, her biri gördüğünü farklı bir yorumla dile getirecektir. Bunun nedeni olarak da aldığımız eğitimden, yaşadığımız deneyimlerden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Mevlâna’ya bakmakla görmek arasındaki farkı sormuşlar. Şöyle yanıtlamış:

“Senin baktığına herkes bakıyor, ama senin gördüğünü herkes görebiliyor mu? Aralarındaki fark sensin!”

Evet, farkı yaratabilecek olan benim; başkalarının yapamadığını yaptığımda, göremediğini gördüğümde…

Başarılı insanlar da sanırım bu farkı yaratanlar oluyor.