HaberlerKültür & Sanat

Şükrü Ertürk

Atatürk’ün gözlerini konuşturan sanatçı

Şükrü Ertürk

Ata’nın konuşan gözleri

Şükrü hocamızın bir özel eseri de Atatürk portresidir. Kendisinin de iddiası bu yönde; “Ata’nın gülen gözlerinin, sizi izlemesi için çok çaba sarf ettim. Bu çabam bana [Atatürk’ü gülen gözlerle sunan sanatçı ŞÜKRÜ ERTÜRK] ünvanını kazandırdı’’. Yani hocamız Büyük Önder Atatürk’ün gözlerini konuşturmuştur.

Bu çalışmanın hikâyesini de sevgili Hocam şöyle anlatıyor; “Banknot matbaasında çalışıyorum, üretiyorum; ama bazen de kıskançlıklarla boğuşuyorum. İstiyordum ki banknotun ön yüzü için bir özel Atatürk portre gravür çalışmam olsun. Pek çok eserim banknotların arka yüzünde kullanıldı ama ön yüz Atatürk portresi çizimleri için hiç görevlendirilmemiştim. Evet, banknotların arka yüzü çalışmalarını yapıyordum; ama paranın ön yüzü çalışmasında da görev almak istiyordum. Buna sebep ise, paramızın ön yüzündeki Atamızın resimleri benim kriterlerime göre ona tam benzemiyordu. Yüreğimin yandığı nokta burasıydı. Bu konuda Avrupa’daki eğitimlere katılıyor, evde de kendi kendime çizimler yapıyorum, yani bu konuda kendimi hazır hissediyordum. 1990 yılında Merkez Bankası 100 binlik kâğıt para basımını planladı. Hatta bu paraların tedavüle çıkması için yurt dışındaki bir kuruluşa kalıplar bile sipariş edilmişti. Ben ve grafik tasarımı yapan Hüseyin Şaşmaz arkadaşımla gözlemci olarak oradayız. Üstelik tüm bu işlemleri De La Rue Giori şirketinin sanatçı ve teknisyenleri yapacaktı. Ben bir yandan çalışmaları izlerken bir yandan da portre çalışmamı orada yapıyorum. Ayrıca Atatürk portresi yapmam için bana hiç kimse yazılı ya da sözlü görevlendirme de yapmadı. Üzerinde çalıştığım fotoğraf, Atatürk’ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel tarafından çekilmiş. Mustafa Kemal’in direkt objektife bakan bu resmini, yurt dışındayken ülkeye dönmeden polyester aydınger kâğıda yaptım. Yanımdaki masada diğer çalışmalarını sürdüren İtalyan hocam Çionnini, bu çalışmamı görünce beni yüreklendirdi. Eseri yaklaşık 17 günde bitirmiştim. Banknot için gerekli orijinal çizim ve filmleri elde ettikten sonra Ankara’ya döndüm. Başarıyı yakalamak için şansımı zorlamak zorundaydım. Hazırladığım portreyi önce Banknot Matbaa Müdürümüze gösterdim sonra da Emisyon Genel Müdürüne. O ise, bu beğendikleri çizimimi, benden alıp Merkez Bankası Müdürü Rüştü Saraçoğlu’na gösterdi. Tüm yetkililerinin beğenisi ve onayından sonra çelik kalıp üzerine portre çalışmasına heyecanla başladım. Üzerinde çalıştığım bu fotoğraf, Hürriyet gazetesinin 1978 yılı Atatürk albümünde yayınlanmıştı. O bize bakan gözleri, konuşturup çelik kalıba en iyi şekilde işlemem gerekir diye düşündüm. İşin zor tarafı buradaydı. Aylarca bir fotoğrafa bir de çelik kalıba baktım. Bu arada tüm Atatürk’le ilgili ne kadar kitap elime geçtiyse hepsini okudum. Onu iyice tanımadan onun başarılı portre çiziminin olamayacağını düşünüyordum. Çünkü o bir deha ve bakışlarındaki gizem hala çözülememiş. O ifadeyi en iyi şekilde aktarmam gerekiyordu. İçselleştirdiğim Atatürk’ü yaratmalıydım. Günde 4-5 saat çalışıyorum, milimetrekareye bazen 80 çizgi düşüyordu. Benim için delice bir koşuşturmaydı. Tam 4 ay sonra gravür hazırdı. Portre çelik kalıp ise 52x36mm ebadında idi.

Dudağa adımı yazdım

Bu güzel eserimin benim olduğunu ve bir Türk sanatçının bunu başardığını belgelemem gerekiyordu. Çünkü banknot işlevsel bir baskı resimdi ve yurt dışındaki sanatçılar gravür çalışmalarında eserin üzerine adlarını kazırlardı. İlerde silinebilmesin diye de alt dudak çizgilerin arasına çıplak gözle görülemeyecek şekilde Ş.ERTÜRK yazıverdim. Kimseye de bundan hiç bahsetmedim. Yalnız bu sırrımı, yurt dışında kalıbı çok ince mikroskopla inceleyen teknisyen tespit etmiş ve çelik kalıbı yurt dışına götüren arkadaşıma göstermiş. Yani bu gizli imzayı yıllarca 3 kişi biliyordu. Oysaki banknot matbaaları için çalışan Avrupalı sanatçılar eserlerine imzalarını rahatlıkla atıyorlardı. Bizde böyle bir gelenek şimdiye kadar oluşmamıştı. İmzalar, belki de banknot için yaptırılan gravürler yabancılara yaptırılıyor diye eleştiri gelmesin diye yönetimce arzulanmıyordu.”