Sürdürülebilirlik: Dip Trolü
Dip trolü: Denizlere en büyük zarar
Habere bakar mısınız? Guardian yazıyor: Avrupa’nın balıkçılık endüstrisi, dip trolü konusunda çevrecilerle savaşacak…
Evet, AB denizlerin, okyanusların korunması için yasal önlem alıyor, balıkçılar bu önlemlere savaş açıyor. Bugünkü sürdürülebilir dünya konumuz balıkçılık…
Aslında 10 yıldır dikkat çeken gelişmeler oluyor bu konuda. Bir süre önce Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), Avrupalıların beslenme alışkanlıklarının değişmemesi halinde, güney yarımküredeki yoksul ülkeler için, 2050 yılında balığın bile lüks gıda haline gelebileceği uyarısını yapmıştı.
İstatistiklere göre, Avrupalıların kendi karasularında avladıkları balıklar, ancak yılın yarısı için yeterli oluyor. Zengin ülkeler, geri kalan balık ihtiyacını ise yoksul ülkelerden ithalat yoluyla karşılıyor. Görünüşte her iki taraf için de “kazan-kazan” durumu olan bu tablo, Dünya Doğayı Koruma Vakfı raporuna göre, orta vadede ciddi sorunlara neden olabilir.
Kiel Üniversitesi’ne yaptırılan “Daha iyi bir balıkçılık yönetimi ve âdil dağılım” konulu araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaşan WWF Almanya’dan Karoline Schacht, zengin Avrupalıların hem daha az balık yemesi, hem de yerli balıkları tercih etmesi gerektiğini belirtiyor. Schacht, aksi takdirde güney yarımküre ülkelerinin, 2050 yılında balığı “temel gıda maddesi” olarak tüketememe tehlikesiyle karşı karşıya kalacakları uyarısını yapıyor.
Rapora göre, dünya genelinde halen yıllık 100 milyon ton olan balık avının önümüzdeki 30 yıl içinde 137 milyon tona yükseleceği tahmin ediliyor. Bu miktarın büyük bölümünün zengin ülkelerde yaşayanların sofralarına gideceği aşikar. Arzın talebi karşılayamaması durumunda gelişmiş sanayi ülkeleri elbette daha yüksek fiyat ödeyecek. Ancak bu durum az gelişmiş ülkelerde on milyonlarca yoksulun aleyhine olacak.
Yoksul insanların da hayatlarını devam ettirebilmek için protein ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla deniz mahsullerine ihtiyacı var. Avlanan balıkların zengin ve yoksul insanlar arasında adaletsiz paylaşımı açlığı, açlık da şiddet olaylarını beraberinde getirecek. Bu noktadan hareketle, özellikle besin kaynaklarının büyük bölümü deniz ürünlerine dayalı olan Senegal, Gine, Gana, Endonezya, Malezya, Bangladeş ve Myanmar gibi ülkeler büyük risk altında.
Her yıl üreme miktarından çok daha fazla balığın avlandığına dikkat çekilen Dünya Doğayı Koruma Vakfı raporunda, sorunun çözümü için şu öneri yer aldı: Kontrollü avlanma, çeşitliliğin korunması, avlanma yasağı dönemlerine riayet ve âdil dağılım gibi koşulların yerine getirilmesi durumunda, 2050 yılında, dünya üzerindeki herkesin, kişi başına 12 kilo balık tüketmeye hakkı olabilir!
Balık üretiminin sürdürülebilir kılınması ve adil paylaşımı konusunda bütün bunlar olup biterken “14 ülkeden balıkçıların yeni ittifakı”, 15 Şubat günü yaptığı açıklamayla deniz tabanından balık toplamanın engellenmesine yönelik olarak AB kısıtlamalarına karşı savaşma sözü verdi.
AB’nin okyanus tabanındaki trol balıkçılığı uygulamalarıyla başa çıkmak için hazırladığı bir eylem planı, korumacılar ile Avrupa’nın kültürü ve kimliği için savaştığını söyleyen yeni bir endüstri ittifakı arasında tartışmayı tetikleyecek.

