HaberlerKültür & SanatTarih & Kent Belleği

Yemeni Baskıcısı

İzmir’de

son yemeni baskıcısı Ahmet Hepdoğru

n İlk çocukluk yıllarım İzmir’in Kocakapı Mahallesinde geçmişti. Bu semt adını kadim şehir surlarındaki kocaman kara bir kapıdan almaktadır. Kentsel dönüşüm bölgesi ilan edilen semtteki tarihi binalar Basmane’de olduğu gibi sadece bir demir parmaklıkla ile çevrelenip kaderine terk edilmektedir.

Bir zamanlar Aziziye Karakolu’nun olduğu meydanının yakınında, 1101 Sokak girişinde, 1980’li yılların başına kadar yemeni baskıcıların mekanı olan tarihi bir taş yapının yıkılmakta olduğunu görünce anılarım canlandı.

Bugün metruk olan bu taş binada yemeni baskıcısı veya yazmacı denen ustalar, tahta kalıplarla basılan ve elle boyanan yazmalar üretirlerdi.

Burası biz çocuklar için gizemli bir yerdi. Elleri boya kaplı ustaları sadece işe giriş ve çıkış saatlerinde veya yazın sıcak günlerinde ağır demir kepenkler açılınca görürdük.

Üst katta kurumaya bırakılan yazmalar rüzgarda uçuşurdu. Bu işletme mahallede hiç yokmuş gibi sessizce çalışır, el emeği, göz nuru, zanaat harikası başörtülerini ucuz fiyata piyasaya verirdi. Ninelerimiz, annelerimiz bu başörtülerini günlük yaşamlarında kullanırlardı.

Hüseyin Avni Ozantürk’e ait ünlü bir güfte “Yemeni bağlamış telli başına” sözleriyle başlar. İzmirli modacı Ümran Baradan’ın babası Ali Ulvi Baradan’ın bestelediği “Köylü Güzeli” acaba hangi atölyenin yemenisini bağlamıştı? İzmir’de acaba kaç yemeni baskı atölyesi vardı? Bunlar tarih olmuştur.

Tüm bu duygular içinde 5 Şubat 2021’de Kent Yaşam Haber sitesinde “Kocakapı Mahallesi’ndeki yemeni baskıcıları” başlıklı yazımı ve binanın o günlerde çektiğim fotoğraflarını yayınlamıştım.

Baskı işinin kısa tarihi

Kumaşa yapılan ağaç baskı işinde 18. ve 19. yüzyıllarda genelde Ermeniler çalışırdı. Lonca (dernek) onların hakimiyetindeydi. İzmir’e ilk gelen Ermeniler, Kadifekale’nin alt kısımlarıyla amfitiyatronun üst kısmına yerleşirken; göçleri 18. yüzyıla kadar devam etmişti.

1992 öncesinde Ermeni Mahallesi (Haynots -Ermenilerin Yeri) günümüzdeki İzmir Kültürpark alanına, Basmane semtine, Kervanlar Köprüsü’nden Fevzipaşa Bulvarı’na, Anafartalar Caddesi’ne ve Gazi Bulvarı’na kadar yayılmıştı. Nüfusları 25 bini bulmuştu. Bazı Ermeni çevreleri buraların ve saat kulesinin bulunduğu Atatürk Meydanı’nın Osmanlı tapularında kendilerine ait olduğunu iddia etmektedirler. Aynı çabayı şimdilik harita üzerinde kalsa da; 1919’da Yunan ordusunun İzmir’e çıkartma yaptığı Alsancak (Punta) bölgesinden başlayıp, Rumların yaşadığı kıyı bölgesi için de sarf edenler vardır.

1740 yılında İzmir’den bir Ermeni tüccar Osmanlı yönetiminden kumaş ve yazmalara çiçekli desenler basma işleriyle ilgili izin çıkarmıştı. “Aya Konstantina” semti de burada kurulan basma fabrikasından dolayı “Basmane” adını almıştı. 1866 yılında aynı yere tren garı inşa edilince, 600 kişinin çalıştığı basma fabrikası yok olmuştu. “Basmane” adı günümüze kadar yaşarken, çevredeki bazı atölyeler çalışmaya devam etmişti. Kocakapı Aziziye bölgesinde de mesleği onlardan öğrenen yemeni baskıcıları vardı.

Kumaşa tahta baskı tekniğinin tüccarlar tarafından Hindistan’dan Anadolu’ya, Avrupa’ya, Çin’e Japonya’ya, Endonezya’ya yayıldığı söylenmektedir. Her ülke, her kent kendi kültürüne uygun kumaş boyama teknikleri geliştirmiştir. Bizim ülkemizde de Kastamonu ve Tokat bu konuda en çok bilinenlerdir. İzmir’de bu tür el işçiliği unutulmuştur.

Ülkemiz çok zengin bir kadın başörtüsü geleneğine sahiptir. “Yemeni” denince; bazı bölgelerde altı kösele, üstü yumuşak deri, hafif ve kaba ayakkabı anlaşılırken, İzmir’de baskılı tülbent başörtüsü akla gelir. Bu örtülerin kenarları oyalarla süslenerek daha da değerli hale getirilirdi. Çeyiz sandıklarını koruyan bazı hanımlarda nine yadigarı birkaç tane tahta baskılı, oyalı yemeni kalmış olabilir. Ben de rahmetli anneannemin işlediği birkaç örneği saklıyorum.