Köşe YazılarıSağlık & Psikoloji

İsteklerin sınırı

Eşimle bir alışveriş merkezinde dolaşırken, ağlayarak yeri yumruklayan bir çocuğu görünce duraksadık. Annesi onu yatıştırmaya çalıştıkça, daha çok bağırıyor, ille de vitrindeki kırmızı arabayı istiyorum, diyordu. Ne denli yatıştırmak için bu arabanın onda benzerleri olduğunu, başka zaman daha güzel bir şey alacağını söylese de, çocuk şimdi istiyorum diye diretiyordu. Çocuktur deyip, yanlarından geçip gittik. Sonuçta ne oldu, bilmiyorum, ama benzer davranışları çocuklarımızla, torunlarımızla mutlaka yaşamışızdır. Çoğu kez onlar için önemli, oysa bizim için gereksiz görünen kimi istekler yüzünden, bir şekilde üzülmüş, mutsuz olmuşuzdur.

Geçenlerde Jay Parini’nin, Borges ve Ben adlı kitabına dalmışken, yazarın kahramanına söylettiği şu sözle, bir süre önce gördüğüm çocuğu anımsadım: “İstemek mutsuzluğun nedenidir!”

Bu söz üstüne, nedense şu soru aklıma takıldı: Yalnızca istemekle mi mutsuz oluyoruz?

Bugüne değin mutluluk, mutsuzluk üstüne yazdıklarımı düşündüm. Antik çağdan bu yana, düşünürlerin, yazarların görüşlerine sığınarak, bu konudaki bilgi ve deneyimlerimi ekleyerek, kendimce bir şeyler söylemişim. Kimi yazılarımda aşırı isteklerin, tutkuların birer mutsuzluk nedeni olduğunu da satır aralarında belirtmişim; ama bu sözcük yazarın kullandığı şekliyle, bana doğrusu biraz abartılı göründü. Hadi, ertelenmiş ya da karşılanmamış istekler yüzünden mutsuz oluyoruz dese, belki hiç takılmazdım; oysa geniş anlamıyla düşündüğümde, bu sözcük bende farklı çağrışımlar uyandırıyor.

Öncelikle istemekle kurduğum tümceler bir yoksunluğu anlatıyor. Olmayan ya da olmasını istediğim bir şey için istekte bulunuyorum. Diyelim ki bir eksiğim, bir gereksinimim var, onu elde etmek istiyorum. Bu, para ya da parayla ifade edilebilecek herhangi bir değer olabilir. Ödeyecek olanağım bulunmuyorsa, bunlara ancak borçlanarak, karşılıksız ya da bir başka değer karşılığında ulaşabiliyorum. Ayrıca maddesel değerlerle ölçülemeyen, iç dünyamı, hayatımı aydınlatacak şeyler de isteyebilirim: sevgi, arkadaşlık, sevecenlik, huzur, bilgi, mutluluk gibi… Bu nedenle kurduğum tümcelerde, her biri için yine aynı sözcüğü kullanıyorum. Bu isteklerimi hayal etsem, bir insana ya da Tanrı’ya yöneltsem de…

İstekler, elbette ki yazarın da belirttiği gibi, kimi zaman mutsuzluğuma neden olabiliyor; ama özellikle onlara bir sınır koymadığım zamanlar! Bu sınır da, yapabileceğimi istemek kadar, beklentilerimin aklıma ve yeteneğime uygunluğuyla doğru orantılı olmaktadır. Yoksa hayal kırıklığına uğrayabilirim, önemsenmeyebilirim, üzülebilirim. Daha da önemlisi inancımı yitirebilirim.

Eski Yunanlı düşünür Aristotales, isteği öyle açgözlü olarak tanımlar ki, çoğu insanın, hayatını onu doyurmakla geçirdiğini söyler.

Kralın biri oğluna bakıcı tutmuş. Daha göreve başlar başlamaz Kral, oğlunun bir gün onun yerine geçeceğini, bu yüzden isteklerine karşı çıkmadan mutlaka yerine getirmesini söylemiş. Adam her zaman görevini titizlikle yapıyor, prens ne isterse gerçekleştiriyormuş. Günün birinde Kral, oğlunun “isterim!” diyen çığlıklarını duymuş. Kızgınlıkla bakıcıyı yanına çağırtmış ve ona niçin oğlunun isteğini yapmadığını sormuş. Adam boynu bükük bir şekilde bu isteğin yerine getirilmesinin Kral için bile olanaksız olduğunu söyledikten sonra şöyle demiş: “Havuza düşmüş güneşi istiyor!”

Kuşkusuz her şeyi elde etmeye alışmış biri için isteklerin sınırı yok!

Elbette ki yaşamımıza bir anlam katmak, mutlu olmak için her zaman elimizdeki olanakların daha iyisine, daha güzeline kavuşmak isteriz. Özellikle kendi çabalarımızla elde ettiklerimiz, bizi daha çok mutlu eder. Kuşkusuz her şeyde olduğu gibi, isteklerimizde de ölçüyü kaçırmadığımız sürece…