HaberlerTarih & Kent Belleği

Türk Kardinal

Vatikan’da bir Türk kardinal ve Doktor Pertev Bey

Yurtsan Atakan, 20 Eylül 2006 tarihli Hürriyet gazetesindeki “Papa’nın bahçesinde Türk bayraklı kardinal mezarı” başlıklı yazısında: “Vatikan’daki mezarının taşında Kardinal Paul Mari Moullah yazıyormuş ve bir de Türk bayrağı varmış” bilgisini veriyordu.

Aynı gazetedeki 27 Eylül 2006 tarihli “Papa’nın Türk kardinalleri” başlıklı yazısında ise: “Mehmet Ali Molay din değiştirdiği için ailesi tarafından aforoz edilmiş. Fazıla Molay Samoğlu, konunun 1940’larda Hürriyet Gazetesi’nde ‘Bir Türk Papalığa Aday’ diye manşetten verildiğini de ekliyor” satırları vardı. Sedat Simavi’nin Vatikan’da yaşamakta olan Mehmet Ali Molla ile yaptığı uzun söyleşi, Hürriyet Gazetesinde 15 Mayıs 1948 tarihinde yayınlanmıştı. Sedat Simavi, Pol Molla’ya: “Türkçeyi ne kadar iyi konuşuyorsunuz!” deyince: “Bu sözünüz beni biraz rencide etti! İnsan hiç ana lisanını unutabilir mi? Ben Hıristiyan olmuş bir Türküm, fakat Türklüğünü unutmuş bir vatansız değilim” cevabını almıştı.

Pol Molla

Mollazade Mehmet Ali (Paul Mulla) Charles Molette’in 2018’de yazıp Musa Doğan’ın Türkçeleştirdiği “Pol Molla’nın Hikayesi” isimli kitaptaki otobiyografisinde, kendisini ve ailesini anlatıyor; “1882 yılında Kandiya’da (Girit), adanın Osmanlı toprağı olduğu zamanda Türk ve Müslüman bir ailede doğdum. Annemin ailesi Mehmet Ali Paşa ile birlikte Mısır’dan gelmiş ve bu büyük Akdeniz adasının yönetiminde istihdam edilmişti. Babam, Resmo doğumlu Dr. İbrahim Pertev Mollazade’nin ailesi 17. yüzyılda Konya’dan Girit’e gelip yerleşmişti. İstanbul’da eğitimini bitirdikten sonra 1877 Türk-Rus savaşı biter bitmez, genç yaşta askeri hekimlik mesleğini terk edip, doğum yerine yerleşmişti. Maksadı sultanların başkentinde (İstanbul’da), seçkinler üzerinde egemen olan yenilenme ve reform düşüncelerini oraya taşımaktı.”

Koyu Müslüman bir gelenekten gelen Mollazadeler, dindaşları arasında Türk milliyetçiliği duygularını geliştirme ülküsü taşıyan insanlardı. O devirde Girit’te Müslüman hekim yoktu. Kandiya’ya yerleşti ve bir aile kurdu. Artık onun temel düşüncesi, tutkusu, hatta sabit fikri; çocuk sahibi olmak, onları özenle yetiştirmek, onlara kafasına göre bir eğitim vermekti. Kandiya’daki Müslüman cemaatin lideri oldu. Girit’in Türkçe bir gazetesi ve bir kütüphanesi olsun istiyordu. Ada sakini yerleşik veya yabancı Hıristiyanlara kıyasla daha geri kalmış olan Müslüman cemaat içinde hekimlik mesleğini icra eden ilk kişiydi. Liberal görüşlü bir Müslüman olarak aklı ve gönlü faydalı işlere açıktı. Çevresinde milli uyanışı ve halkın kalkınmasını öngören bir öncü olarak tanınıyordu. İlk Türkçe gazeteyi çıkardı, halk kütüphanesi şeklinde entelektüel, reformcu, ilerici bir dernek kurdu. Alliance Française’le ve öbür yandan Menar’a bağlı Mısırlı reformistlerle bağlantılı bir merkez meydana getirdi. Burada Türk gençlerinin eğitiminde Arap-Fars edebiyatlarının yanı sıra Avrupa dil ve kültürlerinin öğretimini de devreye soktu. Yaptığı yenilikleri mahkum eden, eleştiren ve hatta öfkelenen bazı yaşlı Müslümanlar daha sonradan onun yaptıklarını benimsiyorlardı. Kız-erkek kendi yedi çocuğunun hatta ülkenin diğer gençlerinin eğitimini bu yönde yürüttü. Hatta bu gençleri yeteneklerine göre ayırdı. Bunlar da daha sonra yeni Türkiye’de özel ve resmi muhtelif branşlarda iş sahibi oldular.