Yeniden Kökler Dizisi: Akgerman Ailesi
İzmir’de sanayileşmenin ilk adımını attılar.
Akgermanlar
Tarihi boyunca ticaret yolu olmuş, doğunun ipeği ve baharatıyla, Ege’nin geleneksel ürünlerini kervan, deniz ve demiryollarıyla uzaklara taşımış İzmir; bir iğneyi bile üretemeyen genç Türkiye Cumhuriyeti döneminde sanayileşmede ilk adımları onlarla attı. İlk yerli şapka fabrikasını kurdular; ilk ağır sanayi fabrikası Çimentaş’ın ardından Metaş’ın doğuşunda önemli rol oynadılar. Öyle ki, 1955’te gelişmenin uluslararası platformdaki simgesi oldu Çimentaş. Robert Kolejli öğrenciler, onların lastik fabrikasında üretilen çizmeler ve keten ayakkabılarla geçirdi, ilk gençlik dönemlerini. Şimdilerde ise, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde, birçok prestijli yatırımın taşları onların şirketinden döşeniyor. Çağdaş bir kente verdikleri önemi, eğitim ve sağlığa katkılarıyla gösteriyorlar.
Soyadları bile bir yaratıcılığın ürünü olan Akgermanlar, “bugün koyup, yarın alma”ya şartlanmış tüccar bakış açısının ufkunu açtı. Çok nostaljik bir aile olmadıklarını söylüyorlar, “Daha çok ileriye dönük bir yapımız var.” Diyorlar ama bu kentin ve ülkenin hafızasını diri tutmak adına, açıyorlar İzmir Life okurlarına.
Aile; Konya’nın Seydişehir İlçesi’nden gelen Bedri Bey ve Rumeli Manastır’dan gelen Şeküre Hanım ile İzmir’de doğuyor. Bedri Bey’in babası Nuri Bey Kemeraltı’nda Başdurak Camisi yakınlarında bir tuhafiye dükkanı işletiyor, fes üretiyor. Ancak askere alınınca işin başına büyük oğlu Bedri Bey, Kızılçullu Amerikan Koleji’ndeki eğitimini yarım bırakarak geçiyor. İş hayatına askerden önce atılan Bedri Bey, sonrasında tuhafiyede çalışmaya devam ediyor. Şeküre Hanım ile evlendikten bir yıl sonra ilk çocuklarının dünyaya gelmesini beklerken babasını kaybediyor ve tuhafiye dükkanındaki işe dört elle sarılıyor. Annesi Pakize Hanım, kardeşleri Mediha Hanım ve Hasan Bey’in bakımını üstleniyor.
İlk şapka fabrikası
Bedri Bey Cumhuriyetin ilanından sonra çıkan yasayla, ailenin soyadını belirliyor. ‘Ak’ın beyazlığını, ‘ger’in parlaklığını, ‘man’ın adamlığını koyuyor yan yana; Akgerman soyadını veriyor ailesine. Şapka Devrimi; Bedri Akgerman’a babasından miras iş deneyimiyle ilk önemli girişimcilik adımını attırıyor. 1940’ların başında, Türkiye’nin ilk yerli şapka fabrikasını kuruyor. Alipaşa Meydanı’ndaki fabrika kurulduğunda henüz hayatta olmayan oğlu Öner Akgerman, “Avusturya’dan makineler alırken şapka üretiminde deneyimli olan bir aileyi de yanında getirmiş” diyor.
Kızı Meral Somer ise ilkokula gidiyormuş fabrika kurulduğunda. Üretimi, tüm ayrıntılarıyla anımsıyor: “Yabancı ustalar yerli işçilere öğrettiler işi ve bir zaman Türkiye’de kaldılar. Bizim eve gelip giderlerdi. Ancak fabrikada çalışanların bir kısmının kadın olması gerekiyordu. Çünkü yünü, kollarını çevirerek nazik hareketlerle kadınlar sarardı. Yün bir makineden geçiyor, taraklanıyor ve birbirine kenetlenmiş 80 santimetrelik şeritler haline geliyordu. O şeritler uzar, sıcak sudan geçirilir, dövülür ve keçe haline gelirdi. Sadece erkek şapkası üretilirdi. İçinin aksesuarı dışardan gelirdi.” Öner Bey, kloşun yapımını anlatarak tamamlıyor ablasının sözlerini: “İki huninin karşılıklı yapıştırılmış şeklini düşünün. Bunun dönüşüne paralel olarak üzerine ince taraklardan geçirilerek yün sarılırdı. Sonra tam ortadan kesilir, ortaya iki külah çıkardı. Külahlar kalıba konunca da şapka olurdu.”
Fabrikanın en ünlü müşterisi Vitali Hakko. Vakko’nun kadın şapkaları için renkli kloş üretiyor Bedri Bey. Meral Somer, annesine Vakko’dan gelen güzel şapkaları anımsıyor. “Hanımlar o zaman şapka takıyorlardı. Şimdi yeniden başladı ama sadece soğuktan korunmak için kullanılıyor” diyor.

